Haaretz: Netanyahu’nun ardından Türkiye’yi zor günler bekliyor

Binyamin Netanyahu’nun 12 yıllık iktidarı sona erdi. Güvenoyu alan Yamina lideri Naftali Bennett, yeni başbakan seçildi.

srail’de yayımlanan Haaretz gazetesinden Louish Fishman, eski Başbakan Binyamin Netanyahu’nun 12 yıllık iktidarının son bulmasıyla Türkiye’yi zor günler beklediğini yazarak, “İsrail’in yeni koalisyon hükümetinin Erdoğan’a uzun süredir devam eden düşmanlığının, Erdoğan’ın ilişkileri iyileştirme planlarını rayından çıkarabilir” dedi.

İsrail’de, 8 partinin koalisyonda anlaşmasının ardından Likud Partisi Genel Başkanı Binyamin Netanyahu’nun 12 yıllık iktidarı sona erdi. Güvenoyu alan Yamina lideri Naftali Bennett, yeni başbakan seçildi. Yolsuzluk suçlamasıyla yargılanan Netanyahu’na karşı oluşan koalisyonun, bütün seçmenler tarafından kabul edilecek bir yönetim politikasında uzlaşması bekleniyor.

İsrail’in en eski gazetesi Haaretz’den Louis Fishman, Netanyahu’nun 12 yıllık iktidarına son veren koalisyon hükümetinin Türkiye politikasını yazdı. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın görev süresinin, Netanyahu’nun görev süresini aştığına dikkati çeken Fishman, “İsrail’in yeni koalisyon hükümetinin Erdoğan’a uzun süredir devam eden düşmanlığının, Erdoğan’ın ilişkileri iyileştirme planlarını rayından çıkarabilir” diyerek, Türkiye’yi zor günler beklediğine işaret etti.

Erdoğan Korkmalı Mı?

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığı habere göre, Fishman’ın “Erdoğan yeni İsrail hükümetinden korkmalı mı?” başlıklı yazısı şöyle:

“Bennett-Lapid koalisyon hükümeti göreve başlayalı bir aya yaklaşıyor. 12 yıl boyunca görev yapan bir zamanların çok güçlü başbakanı Benjamin Netanyahu’yu devirmek için kendisine gerçek bir şans bile vermeyen şüpheciler için bir şok. Aslında, yerleşimci aşırı sağcı Yamina partisinin koalisyon ortaklarını aşırı sol insan hakları temelli Meretz partisiyle birleştiren tek bir mesele bulmak zor. Son derece laik milliyetçi Avigdor Lieberman’ın, bir gün kabine masasında Filistinlilerin dönüş hakkını destekleyen İslamcı Ra’am partisinin lideri Mansur Abbas ile oturacağını kim hayal edebilirdi? Ra’am, koalisyona giren ilk Arap İsrail partisi olarak tarihe geçti ve devletin Filistin vatandaşlarına hükümette söz hakkı verdi.

Mısır-Ürdün İlişkileri

Hükümetin tartışmalı Yurttaşlık Yasasını (Filistinli ailelerin İsrail’de birleştirilmesini sınırlayan) yenilemeye yönelik başarısız girişiminde gördüğümüz gibi, yeni hükümet ülke içinde hala nispeten istikrarsız olsa da, tarafların ortak amaç duygusu çok daha güçlü görünüyor. Geçen hafta Yair Lapid, Abu Dabi’deki yeni İsrail büyükelçiliğini resmen açtığı Birleşik Arap Emirlikleri’ne ilk ziyaretini yaptı ve ardından bir İsrail konsolosluğu açmak için Dubai’ye geçti. Dışişleri Bakanı olarak Lapid, önce Netanyahu’nun büyük ölçüde ihmal ettiği Mısır ve Ürdün ile bağları güçlendirmeye odaklanacak. Bu durum Hamas’ın Mayıs atında İsrail’le çatışması sırasında kazandığı övgüleri takiben artan siyasi nüfuzu göz önüne alındığında daha da önem kazanıyor.

Lapid’den ‘Komşularla Barış’ Açıklaması 

Yine de, Lapid bölgede yeni bir sayfa açmakla gerçekten ilgileniyor gibi görünüyor, ‘İsrail komşularıyla, tüm komşularıyla barış istiyor’ şeklinde bir tweet atarak, İsrail’in en güçlü olandan daha da ileri gitmek istediğini belirten bir kamuoyu açıklaması yaptı. Bölgedeki bazı Arap ülkeleriyle daha önce hiç olmadığı kadar iyi ilişkiler kurmaya çalışıyora benziyor. Kısa bir süre sonra ise Savunma Bakanı Benny Gantz, ekonomik kriz ortasındaki komşu Lübnan’a insani yardım teklif etti.

Türkiye Kötü Etkilenecek

Netanyahu’nun iktidardan düşmesinden bölgede en kötü etkilenecek ülke ise Türkiye. Şaşırtıcı görünse de, Twitter üzerinden geçtiğimiz aylarda pek çok kez tartışmaya giren Türkiye’nin kabadayı başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Netanyahu arasındaki aşk kaybolmuş değildi. İki lider arasında geçen tartışmalarda, Netanyahu, Erdoğan’a kanlı diktatör demiş, elinde sayısız Kürdün kanı olduğunu söylemiş. Erdoğan’da, Netanyahu’nun 7 yaşında Filistinli çocukları öldürdüğünü söylemişti. Netanyahu’nun iktidarda olduğu 12 yıl boyunca Türkiye ve İsrail’in yaşadığı karşılıklı krizlerin sayısı oldukça fazlaydı. Bu, 2010 Mavi Marmara fiyaskosu ve ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına eşlik eden şiddetin patlak vermesinin ardından 2018’de Türkiye’nin büyükelçisini bir kez daha geri çekmesiyle sona erdi. Ancak, Erdoğan gibi Netanyahu’nun da popülizm ve pragmatizmi her zaman dengelediğini de hatırlamamız gerekiyor. İki devlet arasında sürekli büyüyen ve genişleyen sağlam ekonomik bağlar var.

Erdoğan’ın kendisi bile ikili ilişkilerin önemli karşılıklı çıkarlara dayandığını açıkça belirtti. İsrail de Türkiye ile olan bağlarından epeyce faydalandı. 2016’ya gelindiğinde ve Türkiye var olan ilişkilerini düzelttiğinde, Netanyahu Filistinliler üzerindeki etkisini genişletmek için aslında Türkiye’nin kendisine ihtiyacı olduğuna ikna oldu. Türkiyeli STK ve medya kuruluşlarına vize sağlayan İsrail, Türkiye’nin Gazze, Batı Şeria ve Kudüs’teki etkisinin kapı bekçisi haline geldi. Asıl şaşırtıcı olan şey ise hükümet tartışmalarında sürekli olarak Erdoğan’ın savunucusu olarak hareket edenin aslında Netanyahu olması. Netanyahu Ankara’yı çok sert bir şekilde sallama konusundaki isteksizliğini sert bir şekilde eleştiren en sadık müttefiklerine ve koalisyon ortaklarına (birçoğu şu anda yeni hükümette en üst sıralarda yer alıyor) karşı geri adım attı.

Diktatör Nitelemesi 

Çok sayıda örnek var. 2013’te, şimdiki Başbakan Naftali Bennett, Netanyahu’nun Mavi Marmara olayı nedeniyle Erdoğan’dan özür dilemesine ilişkin endişelerini dile getirdi; sonra Habayit Hayehudi partisinden meslektaşı Ayelet Shaked (şimdi İçişleri Bakanı) Erdoğan’ı ‘İslamcı bir antisemit’ olarak nitelendirdi. 2014’te Erdoğan, Shaked’i Hitler ile karşılaştırarak sert bir şekilde saldırdı ve İsrail’in savaş suçlarının Nazilerden daha kötü olduğunu söyledi. 2018’de Erdoğan, büyükelçinin Ankara’ya dönmesini emrettikten sonra Bennett bir kez daha Türk lideri küçümsediğini dile getirerek, ‘Erdoğan’ın tepeden tırnağa Hamas terörüne bulaştığını’ söyledi ve milyonlarca dolar değerindeki Marmara tazminat anlaşmasını imzalamanın ‘ciddi bir hata olduğunu’ yineledi. Erdoğan’n Knesset’in Yahudi Ulus Devleti tasarısını geçirmesine sert tepkisinin ardından Bennett, Erdoğan’ı hem kendi ülkesinde hem sınırlarının dışında Kürtleri avlayan ve öldüren bir diktatör olarak nitelendirdi.

Erdoğan Düşmanlığı

Yeni hükümet içindeki Erdoğan düşmanlığı ise Bennett ve Shaked ile sınırlı değil. Şimdi Maliye Bakanı olan Avigdor Lieberman, 2015’te Netanyahu’nun Dışişleri Bakanı olarak görev yaparken, Erdoğan’ı ‘Antisemitik bir zorba’ olarak nitelendirdi ve Avrupa’yı 1930’ları aratmayan bir korkaklıkla suçladı. Erdoğan, Mısırlı Mursi’yi deviren darbenin arkasında İsrail’in elinin olduğunu iddia ettiğinde, Lieberman, Erdoğan’ı Nazi propagandacısı Joseph Goebbels’in ideolojik varisi olarak tanımladı. Gerçekten de Erdoğan o dönemde Netahyahu’nun giderek artan otoriterliğine karşı bir karalama kampanyası işlevi gördü. 2019’da Netanyahu’ya karşı gerçekleştirilen eylemlerden birinde, eylemciler Osmanlı fesleri giyerek, ellerinde Erdoğan’ın fotoğraflarıyla birlikte ‘Erdoğan zaten burada’ pankartları taşıdı.

‘Erdoğan Olmana İzin Vermeyeceğiz’

On binlerce insanın katıldığı o mitingde, şimdiki Alternatif Başbakan ve merkezci Yesh Atid’in Başkanı Yair Lapid, Erdoğan’ı ve İsrail’deki Erdoğanlaşma tehdidini net bir şekilde tanımladı. Lapid, şunları söyledi: “Senin (Netanyahu’ya seslenerek) Erdoğan olmana izin vermeyeceğiz, burada bir Türk diktatör olmayacak, ülkeyi mahvetmene izin vermeyeceğiz!”

Merkezci Kachol Lavan’ın Başkanı ve şimdi Savunma Bakanı Benny Gantz ise, “İsrail’in bir Sultan’ın özel malikanesi olmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

Tüm bu analojilere rağmen muhalefet partilerinden İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bu yılın başlarında Erdoğan’a sert çıkışı ve onu Netanyahu’ya benzetmesiyle, İsrail’in bu konudaki uyarıları ve söylemi ile Türk gerçeği arasındaki mesafe daha da netleşti. Erdoğan ise bu söylem nedeniyle Akşener’e hakaret davası açtı.

Ermeni Soykırımı

Knesset’teki bu Erdoğan karşıtı kolektif ses çıkarma durumu, hükümetteki en sol parti olan Meretz’e, on yıllardır süren bir kampanya olan İsrail’in Ermeni Soykırımını tanımasını gerçekleştirmek için iyi bir fırsat haline gelebilir. Açık olmak gerekirse, Meretz’in Osmanlı’nın 1915’te gerçekleştirdiği Ermeni katliamını soykırım olarak tanıması, Türkiye-İsrail ilişkilerini aşar ve Holokost sonrası Yahudiler olarak diğer soykırımları tanımanın modern tarihte ahlaki bir yükümlülük olduğu dünya görüşüyle bağlantılıdır. Hükümet, gelecek yılki Ermeni Soykırımını Anma Günü’ne kadar partileri bir arada tutmayı gerçekten başarırsa, İsrail’in sonunda soykırımı tanıması ciddi bir olasılıktır.

Ermeni Soykırımını Erdoğan’a karşı bir mühimmat olarak kullanılmasıyla bilinen Bennet ve Lapid, soykırımın tanınması için desteklerini geçmişte de ifade ettiler ve bu ifade İsrail toplumunda karşılık da buldu. Lapid’in normlar dili Meretz’in uzundur süren bu kampanyasıyla uyumluydu. Meretz bu durumu şu sözlerle ifade etti: “İsrail’in Ermeni Soykırımı’nı tanıması için savaşmaya devam edeceğim; bu, Yahudi devleti olarak bizim ahlaki sorumluluğumuzdur.” Yine de Erdoğan’a karşı sert ve öfkeli tutumuna rağmen, başbakanlığı sırasında soykırımın tanınmasını engelleyen hep Netanyahu olmuştur.

Bölgesel Konsensüs

Geçen yılın sonlarında Türkiye, İsrail ile ilişkilerini onarmak istediğinin işaretlerini veriyordu, ancak bu, Mayıs ayında bu durum İsrail-Hamas şiddetiyle bozuldu. Ancak Netanyahu’nun devrilmesi ve yeni bir hükümetin kurulmasıyla, Türkiye durumunu yeniden değerlendirmek durumunda kalacak. Çok daha net bir şekilde Erdoğan karşıtı olduğunu ifade eden koalisyon, Netanyahu’nun ulaştığı iki yönlü statükoyu kabul etmeye o kadar da istekli olmayabilir. İsrail’in siyasi istikrarsızlık ve çok kırılgan bir ekonomik ortamla çevrili bir ülkede uzun vadeli yatırım yapmak için daha az teşviki olduğundan, ilişkiler için baskı yapmak için inisiyatif alması gerekecek olan Türkiye’dir. İsrail, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de daha adil bir rol ve haklar kabul eden ve Mısır’la bağları güçlendiren bir tür bölgesel konsensüsü yeniden kurmaya hevesli olduğunu biliyor.

Bağları Yeniden Canlandırma

İsrail’le bağları yeniden canlandırmak, Ankara’ya Körfez’le sekteye uğrayan ilişkileri toparlaması için de önemli bir kaldıraç sağlayabilir. Bu yılın başlarında, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkileri ısıtmakla ilgilendiğini ifade etti. Bu, Erdoğan’ın geçen yılki tehditlerinden, İsrail’i tanıma konusunda Abu Dabi ile ilişkileri geriletmeye yönelik büyük bir değişimdi. Erdoğan’ın normalleşme konusundaki tüm bombardımanından sonra, Türkiye’nin aynı normalleşme sürecinin fayda sağlamaya çalışması kesinlikle ironik: İsrail ile daha iyi ilişkiler, Türkiye’nin Körfez’le ekonomik ilişkiler için ‘koşer’ olarak yeniden sınıflandırılmasına yardımcı oluyor.

Türkiye gerçekten yeni bir bölgesel başlangıç istiyorsa, İsrail başlamak için harika bir yer olacaktır. Ancak bunun gerçekleşmesi için Çavuşoğlu’nun, ülkenin diplomatik teşkilatını, profesyonel bir kadro olarak eski enkarnasyonu yerine, hükümeti yüceltmekle görevli, açıkça ideolojik ve ölçüsüz bir ekip haline getiren başarısız politikasını terk etmesi gerekiyor. Ve eğer Erdoğan, hem çatışma zamanlarında hem de çatışmanın durulduğu zamanlarda Filistin cephesinde gerçekten önemli ve etkili bir rol oynamaya devam etmek istiyorsa, o zaman belki de İsrail’i kim yönetiyorsa, o kişiyle bir düetinin gelip geçici popülist zirvelerinden vazgeçmesinin zamanı gelmiştir. Zira bu durumun Filistinliler için boş sözlerden başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.”